« Önceki ::

Sanki Bir Şeyler Eksik Gibi



Birşeyler eksik gibi…
Ama ne?
Bunun cevabını bilen var mı sanki?
Herkes birgün mutlaka bu soruyu sormamış mıdır kendisine?
İçlerinden bilen çıkmış mıdır peki?
Bu sorunun cevabını bilenler, sanırım şu anda hayatlarından çok mutlu olan ender kişilerdir.
Peki farkımız ne?
Bence cesaret.!
Başka bir fikri olan var mı bilmiyorum ama, bana kalırsa hayatta hedeflerimize, hayallerimize ulaşmanın ilk adımı biraz cesaretten geçiyor sanırım.
Şimdi bir düşünün;
O hep hayalini kurduğunuz işe mi sahipsiniz?
Düşlerinizdeki beyaz atlıyla birlikte misiniz?
Son model spor bir ototmbil kapıda sizi mi bekliyor?
Ailenizle iletişiminiz kusursuz mu?
Hepsine evet mi diyorsunuz, o zaman bu yazı sizin için değil, lütfen siz yaşamınıza kaldığınız yerden devam edin.
Şayet bu soruların hepsine ya da birkaçına hayır diyorsanız, yazıyı okumaya devam edin.
Eğer ne istediğimizi biliyorsak, ilk adımı atmış bulunuyoruz demektir- ki bu en önemli adımdır. Zira bunun farkında olamayan o kadar çok insan var ki.. Bunu bilmek bile mutlu olmaya değer gibi gözüküyor. Bir ses sanatçısı, bir yazar, bir psikolog, bir bankacı, bir doktor olmak isteyebilirsiniz. Ve inanın hayatınız boyunca bu isteklerinizin hep farkındasınızdır. Örnekse; çocukluğunuzdan beri elinizde mikrofonvari bir nesneyle hep ayna karşısında bir şeyler söylüyorsanız, müzik sizi her koşulda değiştiriyor ve mutlu ediyorsa sizin içinizde bu istek vardır ve o yaşlardan itibaren istemişsinizdir. Ya da insanları dinlemekten, çözüm üretmekten zevk alıyorsanız, mutlu oluyorsanız ve de bu konuda kendinizi başarılı buluyorsanız belki de siz bir psikolog olma isteği içindesinizdir demektir. Ya da hep çok başarılı, yaratıcı resimler çiziyorsanız ve bu size keyif veriyorsa çok başarılı bir ressam olabilirsiniz.
Özetle içinde bulunduğumuz zamanda, bize yön verecek isteklerimiz, hayallerimiz bizi uyarır, işaretler verir, ama ne yazık ki bazen aldığımız kararlar, yaptığımız tercihler istediğimiz doğrultuda olmayabilir. Bunun nedeni gerek mecburiyetler, gerek bilinçsizce alınmış kararlar, gerekse kendimizin, isteklerimizin farkında olmayışımızdır. Hayatta en imrendiğim insanlar; meslekleri hayalleri olan insanlardır. Yani hep istediği, hayalini kurduğu, başarılı olduğu işleri meslek edinen insanlardır. Bu şans mı, cesaret mi, kararı size bırakıyorum…

Yorum (0) Yorum yaz!

güneş toplayın

İçinizdeki boşluğa düşün.
Ve 3 güneş toplayın.
Birincisi,sağlık güneşiniz sizi ve sevdiklerinizi korumak için...
İkincisi,aşk güneşiniz sevmeyi öğrenmeniz ve herkese öğretmeniz için...
Üçüncüsü,yaşam güneşiniz hayattan vazgeçmemeniz ve herkese hayatı yaşanılır kıl

Yorum (yok) Yorum yaz!

Çocukluğumu İstiyorum


Ben dağlı bir çocuğum, rüzğar doğurdu beni; kayalara çarpa çarpa büyüdüm çıplak ayaklarla… Ben ki, yalnızca sevginin dilinden anlar, sevginin diliyle konuşurdum. Kırların, dağların, rüzğarların, pınarların diliyle…

Her bahar sevda gibi taşırdım içimde bir çiçeğin yeşermesini ve açmasını bir tomurcuğun. Apak ırmaklarla akardım süsen kokulu yaylalara…

Dağlı bir çocuğum ben, pınarlara, esip geçen rüzğarlara güler geçerdim, en çok beyaz yeleli atları severdim rüzgarda koşarken, Ninemi ve bir de menekşe gözlü bir kızı…

Dağların doruklarında her seher serin rüzgarların uğultuları çarpardı kulaklarıma. Her gece serinleşirdi sular, derinleşirdi duygular, uzaklarda bir kaval sesi yayılırdı koyaklara. Ninemi arardı gözlerim yaylalarda, özlemi dalga dalga yüreğime işlerdi. Mahsunlaşırdı yüreğim, mahsunlaşırdı gözlerim, rüzgar, su, yaprak, börtü-böcek ne varsa…

Sevgim büyüktü doğaya, insana, hayvana, bitkiye karşı. Ellerim küçücüktü; daha öğrenmemiştim kini, kötülüğü, kibiri. Yanımda kim ağlasa, onun yerine ben ağlamak isterdim. İçim sızlardı, neşemi verirdim yüzü gülsün diye…

Eşkin yaprağı, keklik yumurtaları, çarşıt göbekmantarı, süsen kokusu; papatyalar, dağ yamaçlarındaki rengarenk çiçekler, gürül gürül akan pınarlar ve yaylaların temiz havasını çekerken ciğerlerime her sabah… Bir dağ çiçeği kadar mutlu, kuş kadar hafif olurdum, ninemin peşinde koşarken...

Hele geceleri dışarda yatmalar, yıldız saymalar, saman yoluna bakmalar, masal dinlemeler bambaşka bir sihirli dünyaya alıp götürürdü bizi. … Gündüzleri çocukluk oyunları, meleyen kuzular, at binmeler, ceviz toplamalar, bacalarda aşık oynamalar, bir yanda düğünler ve davul zurna- sesleri doldururdu köyü, bir yanda hızar sesleri gelirdi…

Geldim geleli sevemedim bi-türlü bu şehir hayatını, soğuk soğuk yapılar, koşuşturmacalar, kimin ne için, kim için yaşadığı belli olmayan bir hengame içinde, hep yabancı olduğumun hissiyle yaşadım… Bir yalnızlığın sarmalında kaldım hep. Yalnız kaldım mahşeri kalabalıkların ve köhnemiş bir o kadarda bunaltıcı kentlerin içinde… Oysa şimdi bahar mevsimidir, doğup büyüdüğüm yerlerde sular çağıl çağıldır şimdi, bütün ovalar, dağlar, yamaçlar renk renk çiçeklerle süslenmiştir…

Düşündükçe takılıp kalıyor gözlerim uzaklarda bir yere, bir menekşe yapraklarını saçıyor usulca susuz kırlara; savrulup gidiyor saçları dalga dalga rüzgarlarla...

Şehirlerin kirli havası ve eksoz dumanları arasında, çocukluğumun dağ ve eşkın kokulu yaylalarını özledim hep, kuzular peşinde gezen çocukluğumu… Nasıl anlatılır bir özlem bilmemki, bir özlemki, yureğimde kor yangını, her gün biraz daha tutuşan ve yangını biraz daha büyüyen…

Resim yapmayı, şiir yazmayı, okumayı seven bir çocuktum, her şeyi okurdum elime ne geçerse. En çok masal okumayı ve masal dinlemeyi severdim… Masal okuyup hayal kurmayı… Munzurun karlı dağlarında bir masal gibi geçti çocukluğum… Masalları hala çok sevdiğimi söylersem, belki de güleceksiniz, olsun… Ben masallardaki gibi yaşamayı severim, masallardaki gibi sevdim sevdiklerimi … Oysa, büyüyünce anladım ki, masal yaşanmazmış, ya da masallardaki gibi yaşanmazmış… Belki de masalları bu yüzden çok sevdim, bu yüzden güzeldir masallar… Mutlu sonla biter….

Oysa ben hayatın gerçeklerini yaşayarak ve asıl gerçeğin cok acı olduğunu, çevremdekileri, insanları tanıyarak ögrendim… Çabuk büyüdüm galiba, onbeşimde evlendirildim, onaltısında baba oldum. Çocukluğumu yaşayamadan kararıp kaldı düşlerim. Hayallerim büyüktü ama hayatın gerçeğinde bir küçücük nokta bile olamadım…

Yorum (0) Yorum yaz!

Hadi Gülümseyin

 Fotograf sanatındaki çekim hataları gibi,yaşamımızda da değerlendirme hataları yapıyor muyuz bol bol?Her durumu,olayı kendimizce en uygun fonda fotoğraflayıp ,sevdiklerimizi baş köşelere,sevmediklerimizi en ücra köşelere mi yerleştiriveriyoruz?

Sizin kaç tane bu tarz yaşam fotoğrafınız var en kötü çerçeve içerisinde ,en olmadık yerlere savrulmuş?

Her fotoğrafta bir konu,bir özne var mutlaka, mutlulukla gülen bir çehre.... Peki ya fon ? Genelde en güzel fon seçilir fotoğraf konusuna mekan olarak.Ya yemyeşil bir bahçe ya da masmavi bir deniz.... Buraya kadar herşey güzel.Yalnız iki boyutu var işin.

Ya en güzel fonda gülümseyen yüzün aslında kendini kandırdığı ,o fonun aslında bir imitasyon olduğu gerçeği ya da en acımasız en karanlık fona yerleştirilen haksızlığa uğramış yüzlerin sessiz serzenişleri....Biz de olabiliriz bu bir başkası da.Çıkaralım mı şimdi fotoğraflarımızı, serelim mi ortaya birer birer yeni baştan düşünmek için?

Yaşamımıza ait en güzel anlar bir bir birikiyor.Bir fotoğraf sergisi olarak düşünürsek yaşadıklarımızı ,ya da fotoğrafladıklarımızı diyelim;hangileri hakeder en değerli övgüleri?Kimlerin sergilerinde en baş köşelerdeyiz?Ya da kimler nerede unuttu bizleri?

Sonsuza dek gözönünde olacağını sandığımız umarsız gülüşlerle konu olduğumuz fotoğraflarımız şimdi nerelerde?

Yorum (1) Yorum yaz!

SENİ VE KENDİMİ UNUTMAK..

Hayatta en zor şeyi sorsalar bana unutmak derim.Zamanı unutmak,geçmişi unutmak,sözleri,sevinçleri Seni unutmak..Kolay kazanılmaz sevgiler ama kolay kaybedilirmiş vefasızlığın pençesinde.Bunu anlamam için bedel ödemem gerekiyormuş meğer.Uykularımı bölmem gerekiyormuş.Herkes uyurken seccademi ıslatmak..Unutmak vefasızlıktır diyenler unutulmanın acısını yaşamışlarmı.Oysa unutmak istediğim öyle çok şey varki.Geçen her zamanın ardından buğulu gözlerle bakıyorum geriye.Bir sessizlik kovalıyor beni adımlarını duyamadığım.Unuttum sandığım onca acının sessizliğidir gelen…Direnmek mi kime.Kollarını açıp esen her türlü rüzgarı tebessümle karşılamak mı cesaret.Yoksa pişmanlıkların seronomisini bir başka zamana taşımak mı.Çevrene gülen gözlerle bakarken kim farkına varır içindeki depremlerin büyüklüğünü.Her mevsime kırgın yaşamak.Mesafelere inat koşmak.Gecenin hiç bitmeyen vefabilir dostluğuna bırakıyorum ağıtlarımı..Hüzünlerimi…Hatıralarımı…

Değişen her şeye inat bir kır çiçeği kadar taze sevgim.Kırağı vurmuş gül kadar hüzünlü.Ölüm bile yetmiyor artık bu ana.Oysa ölmek bu olsa gerek.Bakışlarım alemler dolaşırken gözlerim gözlerinden başkasını unuttu.Bir çocuk ürkekliği ile başlıyorum güne.Boynu bükük kırılgan..Zamanın beni bekleyen bir köşesinde bir sürü yıkıntıların korkusuyla yaşamak.Hayat denen elbiseyi eskitiyorum yaralanmış mısralarla.Hiç yokmuşum gibi davranıyorum farkedilmemek için.Sessiz gecelerde yüreğime vuran sen gibi hüzünlerin sesini biriktiriyorum özlemlerime.Neden demeye korktuğum onca hatıradan kaçarcasına yaşıyorum.Suçlu aramaya kalksamda hep kendimde aradım bir suçuluyu çünkü seni suçlayamayacak kadar seviyordum

Unutmak istiyorum...

Eylül gibi esen zamanın kırık dökük adımlarını unutmak.Sessiziğimi boğan sessiz çığlıklarımı yutkunarak başımı kaldırıp ötelere bakmak. Her tercih bir vazgeçişse eğer; benim tercihim hep Sen oluyorsun.Mesafeler uzun,hasretler gurbete düşmüş.Dilimde okakşarkıları,yüreğimde sevdanın damlaları ve ben vahalara tutsak. Hayat adın geçince anlam kazanıyor.Nereye baksam sen oluyorsun gözlerimin en uç noktası.Ruhumun paramparça olmuş yamaçlarında hala isminin derin ve sırlı ıssızlığını yaşıyorum.

Ve…

Yokluğun..hiç alışamayacağımı biliyorum.Her mutluluk acımın gölgesinde tüllenecek.Ve ben seneler geçsede hüzünleneceğim.Acılarım yansımayacak güleç yüzüme.Ben seni hep seveceğim inci tanem…

Yorum (yok) Yorum yaz!

GÜLEN GÖZLERİMİ GERİ VEREBİLECEK MİSİN

Bir filizin toprağı yararak, taptaze başını dışarı çıkarmasında sevdim seni. Rüzgara yelesini dost eden bembeyaz bir tay kadar duru oldu tüm duygularım içimde. Çağlayanların o kimsenin bilmediği melodileri fısıldayışıydı bazen aşkım. Dere kenarlarında çırılçıplak çocukların şen kahkahalarıydı... Kızgın güneşin altında, elleri nasırlaşmış köy kadınları gibiydim, yüreklerimize umudun tohumlarını ekerken. Her şey öyle saf öyle duruydu ki...
 
Eğlenmek için ne müziğe ne de dansa ihtiyacım vardı. Odamın tüm camlarını açıp, gün ışığının odama rengarenk süzülmesinden oyunlar yaratırdım kendime. Ellerime garip şekiller verir, duvara yansıyan gölgesinde renkli ışıklarla giydirirdim parmaktan bebekleri.  Yollara düştüğünde ayaklarım, bulutların arkasında ki güneşi bile görebilecek kadar dolu bakıyordum dünyaya. Ufuklara daldığında gözlerim, dolmuyor, aksine ışıl ışıl parlıyordu. Ne mazi vardı içimde, ne de yarın... O an seni seviyordum ya, bu bir ömre bedeldi.
 
Seni sevdikçe kendimi daha çok hayata dost eder olmuştum. Tüm kırgınlıklarımı, tüm kızgınlıklarımı, kadere küslüğümü bile unutmuştum. Nefes alıyor ve seviyordum işte... Ne ekmek ne de su... Sadece aşk... Sadece sevgili... Dünya bendim, ekseni de sen... Bilmediğim dillerdeki hiç duymadığım şarkıları söyleyerek dönüp duruyordum. Her kalemi kağıdı elime alışımda sevinçten ne yazacağını bilmeyen bir yaramaz oluyordum. “Seviyorum” yazıyordum; yetmiyordu... “Özlüyorum” yazıyordum; dolmuyordu... Tüm imla kılavuzlarını çöpe atıp; “bdkjadjıdaDHŞWD”  yazıyordum; anlamıyordun...
 
Günler geceler öylece akıp gidiyordu. İçimde hakim olmadığım bir duyguyla nereye gittiğimi görmeden, sarhoş gibi dolanıp duruyordum. Zamanın hainliğini, kurduğu tuzakları göremeyecek kadar kaptırmıştım kendimi sevdaya. Vazoya koyduğum çiçekler oysa çoktan solmuştu. Güneş eski parlaklığını yitirmiş, odama uğramaz olmuştu. Camımı arsızca yalayan ayazı fark ettiğimde anlamıştım, eksenin artık değiştiğini. Aşk dolu bahar bitmiş, acımasız kışa terk etmişti yüreğimi.
 
Yine oyununu oynamıştı hayat. Sevgili hiç olmadığı kadar uzaklara düşmüş, gözlerim ufuklarda yalnızlıkla oynaşır olmuştu. Tükenmişti... Bitmişti... Doyuma ulaşmış olmalıydı sevgilinin yüreği. Daha fazlası yoktu işte. Hepsi bir bahara sığacak kadardı. Oysa benim yüreğim, dört mevsim açtırırdı çiçekleri. Buzları kırar, altından taptaze filizlere ulaşırdı. Sevda demek, yürekli olmak demekti, mert olmak, dimdik durmak demekti... Emek isterdi... Sıcaklık isterdi... Ama kutup yıldızlarına kanmıştı bir kere sevgilinin yüreği...
 
Yalnızlığa alışmaya çabaladım önceleri... Bahar tekrar gelir de beni yine sever diye umuyordum. Oysa her geçen gün daha çok sarmalıyordu yalnızlığın dikenli sarmaşıkları bedenimi. Canım acıyordu, etim kanıyordu ama hala seviyordum... Vazgeçmek bu kadar kolay olmamalıydı... Gök-gündüzde yıldızları görebilirsem ancak sevdaya olan borcumu ödeyebilirdim. İsyan etmemeli, beklemeliydim...
 
Ve bekledim... Ömrümden binlerce ömürler çalarak bekledim... Ne mevsimler geldi geçti, ama sevgili asla gelmedi. Baharları yapayalnız geçirdi sevdaya aç yüreğim. Ama yine gelmedi... Biliyordum artık gelmeyeceğini... Beklediğim ne varsa hepsi umutsuzluğun en diplerine gömülmüştü. Birlikte geçirdiğimiz anları, dokunuşları, bin bir anlamı koynunda besleyen bakışları düşledikçe, sızlayan yüreğimi satmayı bile denedim. Ama kimse almadı...
 
Şimdi bir ben, bir de sızlayan yüreğim var... Ne o beni avutabilir, ne de ben onun sızısını dindirebilirim. Tüm güzellikler şimdi uzanıp dokunamayacağım kadar geride kaldı. Aşk bitti, yerini çaresizliğe bıraktı.
 
“ Şimdi söyle bana sevgili... Bir zamanlar hayat dolu olan bu kalbi sızıdan kurtarabilir misin... Bana gülen gözlerimi tekrar verebilir misin... Beni tekrar sevmesen de olur; bu yüreğe yeniden umudu, bu yüreğe yeniden aşkı tattırabilir misin... “

Yorum (yok) Yorum yaz!

SANA YAZMAK

Ne zaman sana yazmaya başlasam önce çaresizce dipsiz kuyulara dalıyor bakışlarım ardından uzun ve derin bir sessizlik…

Günleri sayarken aylar, ayları sayarken yıllar geçecek ama ben en çok sana yazdım; çünkü en çok seni sevdim; seni bekledim.Sonra tüm yazdıklarımı sildim birer birer; okudukça benden bir anı kalmasın, yüreğin yanmasın diye. Öfkeyi suya, sensizliği kağıda, aşkı yüreğime yazdım; gökten yıldız çalmak, güneşe göz kırpmak, boşluğu kavramak gibi…

Yazdıkça ateşe dokundum; dokundukça yandım.

Sana yazmak, seni yazmak: Bazen hayata karşı buz kesilmek, bazen sıcaklığını hatırlayıp erimek, bazen de aşkın sesiyle irkilmek gibi...

Gidemedim, senden geçemedim ama biliyor musun, sensiz geçen her gün daha da korktum yokluğuna alışmaktan…Rüyalarıma uzunca bir süre uğramadın mesela rüyamda bile göremedim seni…Ta ki birkaç gün öncesine kadar.Üşüdüm, dedim tek kelime etmeden sadece sarıldın bana. Şimdi mi, şimdi yine sana yazıyor, seni yazıyorum işte…





‘İşin doğrusu:
Varlığına alışmaktan daha zor oldu,
Yokluğuna alışmak.
Alıştım mı bilmiyorum; ama mecbur olduğumu biliyorum.
Boşver...
Coşkusu da çok güzeldi varlığının,
Yokluğunun acısı .....................


Yorum (yok) Yorum yaz!

UZAKLARI ÖZLEMEK

İnsan tüm güzelliklerine,tüm yaşanırlığına rağmen bıkar bazen bulunduğu yerden.Biraz ötelere kaydırıp bakışlarını,uzakları merak etmeye başlar.Karşısında yükselen dağı,başka ovaları,vadileri,çölleri,yıldızları özler.Ufkun ötesine düşer hep.Hazırlığını yapar her fırsatta çıkacağı yolculuğun;sıkıntılarını,gözyaşlarını,
kırıklıklarını toplayıp doldurur çıkınlarına.Unutmak istediklerini alıp götürür yani.Unuttukları ise zaten silinmiştir belleğinden.Yeni şeyler yerleştirmek için silinenlerin yerine,zaman kollamaya başlar insan..
Gördüğü güzel bir çiçeğin kokusunda uçuverir
gitmek istediği yere;karşı dağın yaylasında bulur kendini.Geldiği yolun,tırmandığı yokuşun yorgunluğu vardır üstünde.Önünde uzanan çayırları koşmak ister ama nafile!.Vazgeçer,bırakır kendini toprağa.Uzanır sırtüstü ve hiçbir şey göremez gökyüzünden başka.’Bu gök,der; geldiğim yerde de vardı.Hem de aynısıymış!..’
Kollarını iki yana bıraktığında,ellerine değen çimin ıslaklığını duyumsar; gözyaşları gelir aklına, zehir gibi!..Yüreğinde kırılan dalların acısı düğümlenir
boğazına.Yaylanın oksijen dolu havasında eritmek istercesine yutkunur; hem de kerelerce...Ağlamaya başlar yeniden.Sırtını dayadığı ıslak çimenler
ısınmıştır artık;uykuya dalar...
Uyandığında yaşamanın güzel olduğunu teyit eder kendi kendine.Evet, yaşamak güzeldir gene de..Her şeye rağmen güzeldir!Kutsal bir kitabı tutarcasına
iç huzura kavuşur bunu düşününce.Az ötesinde bulunan ağaca, onun yaprağına, üstünde cıvıldayan
kuşa bakıp gülümser; umudunu yeşertir yeniden....
yaşamak adına...
Yaşamanın güzelliğini budanmış ağaçlara sormak gerekir aslında.Ölüm ile yaşam arasına çizilen ince çizgide gelip giden korku,bir filizin yeşermesiyle
sona erer.İnsan da böyledir.Tam bitti derken her şey, değen bir elle başa döner; yeni yarınlar, yeni hayaller, yeni uzaklar yaratır kendine.Bundan dolayı değil midir ağaçların baharda yeşermeleri, tohumların toprağı delip güneşe doğru başkaldırmaları..Bundan dolayı
değil midir darağaçlarına olan nefretimiz?!..
Hep dorukları özlesek de; bazen,salkım söğütlerin,
karanfillerin, akasyaların, palmiyelerin ve nicelerinin yere çekimli dallarına katılıp;çöllere, ovalara, vadilere de düşer yolumuz.Ortasından nehrin geçtiği vadi, yar koynu gibidir bence.Ova ise, gönüldür gepgeniş..
Çöller ne demekse!?Aşk belki de! Kumlarında kaybolmak, savanlarında susuzluk gidermek; sonra
yeniden susamak, yağmur ormanlarını özleyerek...
Aşk sarmaşık demekmiş ya, sanırım, dünyanın her yerinde var sarmaşık denen bu arsız ama güzel ot..Önemli olan ona yürekle dokunabilmek, sevgiliyi ağaç sanıp sarılabilmek...

UZAKLARI ÖZLEMEK,
SENİ ÖZLEMEKMİŞ MEĞER!
SENMİŞSİN ÜSTÜNE YATTIĞIM YAYLA,
ELİME DEĞEN ISLAK ÇİMEN...

SENMİŞSİN!
BAKTIĞIM MAVİ GÖK,
ÖTEMDE CIVILDAYAN KUŞ!..

SENMİŞSİN EY SEVGİLİ!
KOKUSUNA KAPILDIĞIM ÇİÇEK!
GÖZÜME DALAN IŞIK!..

SENMİŞSİN!..
KENDİMİ AĞAÇ SANIP,
BEDENİME GİYDİĞİM SARMAŞIK!

SOYUNMA BENİ!

Yorum (yok) Yorum yaz!

GÜNEŞ NEDEN KÜSTÜ

Erik ağaçları çiçek açıp, en hafif rüzgarda üzerime döktü mü çiçeklerini depresyon mevsimi aniden yüreğimin en kanlı yerinde üşümeye başlıyor. Şaşkınlıktan ve sevinçten buz tutup, tam da köprünün üzerinde pesimist bir coşkuyla sarılırken İstanbul'a ve arabamın üzerindeki her bir çiçek aşk süpürüken denize doğru, seni aramak istedim. Sesini duymak. Orası hala kış mı? Karlı mı? Güneş neden küstü aniden bize?

Yorum (yok) Yorum yaz!

İSTANBUL KADAR SEVMEK

 

 

    Buluttan kopup derin denizlere karışmış bir yağmur damlasıydı. Kendisi gibi yağmur damlalarına rastlardı sonsuz sularında İstanbul'un.  Uzun zamandır ne tek bir tanıdık yüz ne de o yüzlerde küçük bir tebessümle karşılaşmıştı. Havanın kirliliğinden miydi renklerdeki bulanıklık? Yoksa bir fırtınanın öncesinde sessizliğe mi bürünmüştü deniz? Her şey olması gerektiğinden fazla sakindi.

 

     Sonbaharın ayazında üşüyen yüreğini biraz olsun ısıtmak, ayağının altında ezilen sarı yapraklara son bir nefes aldırmak için biraz güneş diledi. Gözlerini Arnavut kaldırımların aralık taşlarından yukarı çevirdiğinde Onu gördü. Önce teninde hissetti ılıklığı, sonra içinde bir yerde. Öylesine işledi ki o sıcaklık kalbine yüz hatlarına yerleşen gülümseme belki de hiç silinmeyecekti.

 

    O hayatın bütün sıradanlıklarına karşı kendi kişiliğine zimmetlediği neşesiyle direnirdi. Yüzündeki o eşsiz gülümsemesi bir an için kaybolsa kızın içine bir telaş düşerdi. Sorar dururdu kendine hasta mı, yorgun mu diye. Kim çaldıysa en değerli varlığını, hayata karşı en büyük silahını, en karanlık zindanlara mahkum etmek isterdi.

 

   Bir gün ışığına böylesine muhtaç olacağını, ona bu kadar bağlanacağını tahmin bile etmemişti kız. Bir gün bir yoktu, bir vardı sonra hep oldu ve tek oldu gün ışığı onun için. Biliyordu eğer sönerse, gülümsemesi silinirdi İstanbul'un renkleriyle birlikte

 

     Kız yağmur damlası kadar küçüktü. Hayatın karmaşasında buhar olup uçmaktan korkardı. O ise iri bedeniyle kızın içindeki korkuları ardına saklardı. Kız uzanırdı bir an olsun yüzüne dokunmak, sımsıkı sarılmak için. Ayakları yerden kesilirdi bir daha hiç basmamak üzere. O gülümserdi ve tüm ışığıyla aydınlatırdı kızın yüreğini.

 

    Toprağın sertliğini unuturdu kız. Sarıldı mı günışığına sanki ayaklarına kanat takılmışçasına uçardı. Bir zaman sonra yolda yürümeyi de unuturdu zaten. Ama bilirdi ve hep o korkuyla yaşardı. Sönerse gün ışığı bir gün ne kalbinde ne de dizlerinde kalırdı bir adım daha atacak güç.

 

    Seni İstanbul kadar seviyorum, derdi kıza. Anlamayıp sormuştu kız. " Neden İstanbul kadar?" İstanbul küçük bir şehirdi ama milyonlarca yağmur damlası taşırdı sularında, milyonlarca insan solurdu havasını. İşte bu kadar küçük yerde yaşayan milyonlarca insan kadar yoğundu hissettirdiği sevgi.

 

    Kız da seni kalbim kadar seviyorum, derdi. Kalbi belki bir elinin yumruğu kadar küçüktü ama içinde kocaman taptaze bir sevgiyi büyütürdü. Kalbi bedenine can verirdi. İçindeki sevgi ise ruhuna.

 

     Kız İstanbul'un kalabalığını, tramvay duraklarını, uçsuz bucaksız ve zaman kavramı yitirmiş insan kuyruklarını, adım  atmakta zorlandığı sokakları, oturacak yer bulamadığı vapurları hayatında ilk defa bu kadar çok sevmişti. İyi ki bu kadar kalabalıktı bu şehir. İyi ki bir gün ışığının ellerine yağmıştı yağmur damlası.

 

Yorum (yok) Yorum yaz!